Tekne Gezisi Notları

Tekne Tatili Seyahat Notları 2017, Muğla Akyaka

Benim bu sene senelik iznimin yaz aylarında olmaması sebebiyle, tatillerimiz hep bir kaç günle sınırlı kaldı. Hep bir iki gün bir yerlere kaçtık. Aslında iyiki de öyle olmuş, çünkü bu kadar gezemezdim. Bu kısa kaçamaklardan bir taneside, 2 çift kiraladığımız yelkenliyle olan 2,5 günlük seyahatimizdi. Şunu söyleyebilirimki, senelerce beş yıldızlı otellere boşuna o paralar verilmiş. Tabii herkesin zevki ve alışkanlıkları farklıdır. Herkese uymayabilir. Benim tatil anlayışımla tamamen örtüşen bir tatil oldu. Sabah denizin ortasında uyanmak, o sessizlik, masmavilik, dalga sesleri, gökyüzü. Öyleki bu kadar zaman neden yapmadık diye düşündüm. Bundan sonrası içinde kendimize sözler vererek tamamladık tekne seyahatimizi.
2.5 günlük yelkenli kiraladık. Herhangi bir gemi adamı sertifikamız olmadığı için, yelkenli kullanmayı da bilmediğimiz için kaptana da ihtiyaç duyduk. 2 çift bir de Tahir Kaptan, tatilimiz başladı.

Ulaşım

Sadece tekneye gidene kadar bir ulaşım aracına ihtiyacınız olucak. Sonra aracınız hazır!
Cuma günü İstanbul’dan arabayla yola çıktık. Akşama doğru 4 gibi yola koyulduk. Tabiki her tatile gidiş gibi yine heyecanlı, yolu dert etmediğimiz bir gidiş yoluydu. Yaklaşık 8 saat sürdü. Arabayla gitmek çok akıl karı değil. Bunu da dönerken daha iyi anladık. Çünkü giderken o sevinçle, yolun uzun olması hiç üzmüyor. Fakat o dönüş yolları. Ah o dönüş.. Hem bitti diye üzül, hem yol uzun diye, hem de ertesi gün iş var diye. Siz siz olun uçakla gidin. Bizde bir daha gidersek biz de mutlaka uçakla gidelim. Bu burda dursun, bize ders olsun. Gece saat 12 sularında Muğla Akyaka’daydık. Burada limanda kaptanımızla buluştuk, giderken marketten ilk gecelik yiyecek içecek bir şeyler aldık. Hep beraber güvertede oturduk, bu iki günlük rotamızı belirledik. Gece 02 sularında kamaralarımıza geçtik.
Yelkenlimizin (hemen bizim oldu hemen moduna girdim )üç adet kamarası vardı. Bu kamaraların ortasında iki bank birde masa. Birde tabiki ufacık tekne tuvaleti. 2 çift için bu yeterli bir yelkenli. Ama eğer 3 çift gidecekseniz, en az 4 kamaralı bir yelkenli kiralamanızı tavsiye edebilirim.

Teknede yaşam

Gece geç gelinceye tekneye, açılmak istemedik. Sabah geri dönüp alışveriş yapacak olmamızın da etkisi var tabi. O yüzden kıyıda ama teknenin içinde uyuduk. Bu dediğim gibi benim ilk deneyimimdi. O yüzden biraz garipsedim. Kamaralardan bir tanesi diğerine göre daha genişti, orada arkadaşlarımız uyudu. Bizim kamaramız daha küçüktü, ayakları uzattığımız tarafta boy galiba bir metreydi. Değişik gelsede o yorgunlukla uyumuşuz hemen.
Sabah uyandık erkenden. Hemen alışverişe gittik. Teknede ocak, tabak-çanak malzemeler vardı. Biz sadece yiyecek içecek aldık, biraz da plastik malzeme. İki kahvaltı, iki öğle yemeği ve bir akşam yemeğini teknede kendimiz pişirdik. Alışverişimizi tam yapmışız. Bir öğün daha çıkmazdı. Fazla birşeylerde alınmamalı bence. Yer o kadar kısıtlı ki.. Buzdolabı sadece soğuk tutmak için tasarlanmış. Dolayısıyla bunu önceden bildiğimiz bol miktarda buz aldık. Soğuk tutmamız gereken şeylerin arasına bu buzları yerleştirdik. Böylelikle az olan yer iyice doldu. Buz miktarını daha fazla alsak daha iyi olabilirmiş. Çünkü motor çalıştıkça buzdolabı çalışıyor. Durduğu anda ılımaya başlıyor. Bu konu önemli. Altını çizelim buradan.
Teknede iş bölümü çok önemli. Biz iki kişi hazırladık, diğer iki kişi de toparladı. Bazı teknelerde yemeği kaptan yapıyor, baştan böyle kiralarsanız daha kolay olur. Yada birşeyler hazırlamayı sevmiyorsanız, o tarzdada kiralanalar var diye biiyorum. İkinci gün öğle yemeğinde kaptanımız bize makarna yaptı. Hatta ne güldük. Ben kaptana sos tarif ediyorum, orda şu var ondan koyalım falan diyorum. Meğer kaptanımız İtalyan makarna ustası gibi makarna yapmış bize. Makarna demiyeyim. Domatesli peynirli penne arabiata yapmış ya. Sonra çok güldük. Bulaşıklar için plastik tabak çanak kullanıyorsunuz ya, tencereyi de denizde deterjansız tabi suya sokup çıkarma yöntemiyle yıkıyorsunuz. Tabi balıklarda acıkıyor malum! Bu da teknede benim çok hoşuma giden diğer bir noktaydı. Başta denzi kirletiyormuyuz diye düşündüm, ama sonra balıklar toplaşınca bu düşünce uçtu gitti.

Ne diyorduk. Alışveriş tamamlanıp, kahvaltı yapılınca, rotamız masmavi turkuaz sular oldu. Akyaka’dan yola koyulduk. İlk bir saatte hepimiz güvertede heyecanla, denizin ortasında sadece bizim olduğumuz anların tadını çıkardık. Yelkenli yanlış hatırlamıyorsam 6 mil hızla devam etti. Rüzgar kendini belli etmeye başlayınca hemen yelkenleri açılmaya koyuldular. Kız işi değil gerçekten güç istiyor. Zafer’le Mustafa kaptana yardım ettiler. Zafer daha önceden gittiği için o azcık deneyimliydi. Önce ana yelkeni ‘’Cenova’ ismi, onu açtılar. Bu noktada motor durduruldu. O motor sesi olmadan denizde olmak gerçekten yaşanması gereken bir şey. Sonra artık yakıt tüketmeden devam ettik. Ara ara rüzgar kesildi yelkenler kapatıldı, tekrar motorla devam ettik.

Zaman zaman durduk yüzdük, güneşlendik. Hoş sohbet muhabet. Devam ettik. Koy koy gezdik, akşam için İngiliz Limanı denen bölgeye geldik, konaklama için burayı tercih ettik. Zaten çoğu teknede burayı tercih ediyor, o yüzden bir süre burada en iyi park yerini aradık. Sonra demir attık. Önce biraz yüzdük. Su göl yeşili ve sıfır dalgaydı. Yüzmek inanılmaz zevkliydi. Sonra beni burda arı soktu. Yani o kadar tekne arasında o kadar insan arasında gelip gelip beni buluyorlar ya başarıları takdire şayan. Yanımızda bir losyon vardı ondan sürdük ama bayağı bir canım yandı. Zaten gidipte sineğin böceğin sokmadığı yer yok beni. Neyi seviyorlar bir türlü anlamıyorum. Arı sayısı da muazzamdı. Onları kovmak için, çay bardağında kahve yaktık. İşe yaradı büyük ölçüde. Bu travmayı atlatınca yemek hazırlıklarına giriştik. Çilingir soframızı kurduk. Ahsenlerin Yunanistan’dan getirdiği uzoyu buraya getirmiştik. O uzun yolculukta gelirken de kavun almıştık, bir kaç meze. Biraz saat ilerleyince güverteye geçtik, gitarı getirmiştim yanımda. Yeni yeni öğrendiğim bir kaç parça şarkıyı hep beraber söyledik. O sessizlikte tepelerden ses yankılandı. Çok tatlı bir atmosfer oluştu, gerçekten eğlendik. Gece saat ilerleyince de odalarımıza çekildik.

İkinci günün sabahında uyandığımızda Tahir kaptan yavaştan kahvaltıyı hazırlamaya başlamış . Kahvaltının sonuna doğru hareket etmeye başladık. İsteğimiz koylarda durduk, yüzdük. Yelkenliyi açtık, direksiyona geçtik. Bol bol fotoğraf çekindik, şarkılar söyledik. Makyaj yapmadan, ne giyeceğim derdi olmadan mis gibi bir iki gün geçirdik.

 

IMG_0061

Tekne tatilinde yelkenli eğitiminide alıyorsunuz. Eğer daha uzun süreli kiralarsanız, öğrenmek için 5-6 gün yeterli diyorlar. Hem tatil yapıp hem yelkenli kullanmayı da yanında öğrenmek cabası. Öyleki, bizimkiler motoru artık kendileri çalıştırıp kullanmaya başladılar bile. Sadece park etmek çok kolay değil, bunuda yaşayarak gördük.
Akyaka’ya vardığımızda bir on dakika da burda yüzelim dedik. Çünkü ilk sabah biz uyurken Mustafa girmişti ve suyun farklı olduğunu, kaynak olduğu için, yer yer çok soğuk yer yer çok ılık olduğunu söylemişti. Tabi burdada yüzmeden gitmek olmazdı. En son burdada yüzüp duşumuzu alıp, yola koyulduk. Sözde akşama doğru 4 gibi yola çıkcaktık, o dört 6 oldu.
İki üç günlük kaçamaklar için tekne tatili çok çok güzel. Tecrübe etmemiş herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Bir daha ne zaman gelebiliriz planlarıyla tekneden ayrıldık. Ve yine o sevimsiz dönüş yolculuğuna çıktık. Yolda dönerken Manisa’da yemek yedik, incir aldık. Ceplerimize doldurduğumuz hatıralarla, konuşa konuşa, iki günde biriken esprilerle, birbirimize takıla takıla evlere dönerek tatilimizi tamamladık. Fotoğraflar biraz tercüman olacak yaşadıklarımıza ve o mavinin bir sürü tonlarına.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *